"Yapı Müteahhitleri İle Şantiye Şeflerinin Kayıtları ve Yetki Belgeli Ustalar Hakkında Yönetmelik" Yargıya Taşındı


16.02.2011

TMMOB, 16 Aralık 2010 tarih ve 27787 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Yapı Müteahhitlerinin Kayıtları ile Şantiye Şefleri ve Yetki Belgeli Ustalar Hakkında Yönetmeliğin bazı maddelerinin iptali ve yürütmenin durdurulması istemiyle Danıştay'a başvurdu. TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı konuya ilişkin olarak 16 Şubat 2011 tarihinde bir basın açıklaması yaptı.

16 Aralık 2010 tarih ve 27787 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Yapı Müteahhitlerinin Kayıtları ile Şantiye Şefleri ve Yetki Belgeli Ustalar Hakkında Yönetmeliğin bazı maddelerinin iptali ve yürütmenin durdurulması istemiyle Danıştay'a başvurduk.

Bilindiği üzere; ülkemizde yapı üretim süreci uzun yıllardır, geleneksel müteahhitlik anlayışı ile sürdürülmekte ve mühendisler, mimarlar yapı üretim faaliyetinden uzak tutulmaktadırlar.

Konu ile ilgili yasa ve yöneltmelikler düzenlenirken yapı üretim sürecinin "tasarım" "uygulama" ve "uygulamanın denetlenmesi" safhalarının bütünselliği sürekli göz ardı edilmiştir. Bu eksik yaklaşım sonucunda özellikle binanın inşa edildiği "uygulama safhası" zincirin en zayıf halkası olarak ortada bırakılmıştır.

Yapı üretim sürecinin asıl öznesi; binanın inşa edilmesi sorumluluğunu yüklenen müteahhitlerdir. Bu gerçek herkesçe bilindiği halde, "müteahhitlik" faaliyetlerinin düzenlenmesinden sürekli kaçınılmış, bunun yerine ikincil bir faaliyet olan "yapı denetimi" faaliyeti öne çıkarılmıştır.

Yapı üretim faaliyeti mimar ve mühendisler olmadan sürdürülürken, bu aşamadaki teknik hizmet boşluğu, yapı denetim faaliyetinde görev alan mimar ve mühendislerce doldurulmaya çalışılmıştır. Üstelik bu anlayış, her gün biraz daha yaklaştığı bilinen yıkıcı bir depremin tehdidine rağmen devam ettirilmiştir.

Bu politikanın nedeninin, ülkenin olanaksızlıklarından kaynaklanmadığı kesindir. Çünkü bir yanda üniversitelerden her yıl binlerce mühendis ve mimar mezun olup, gördükleri eğitim doğrultusunda hizmet vermek için boşta beklerken, diğer yanda bol paranın harcandığı, bol makyajlı binlerce bina, mimar ve mühendis katkısı olmadan yükselmektedir.

Aslında bu çarpıklık yasa koyucu tarafından fark edilerek 17 Aralık 2009'da İmar Kanunu'nun 44. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendi değiştirilmiştir. Bu değişiklik ile "yapı müteahhitlerinin sahip olmaları gereken asgari eğitim, iş tecrübesi, teknik donanım, mali durum ve personel şartları ile niteliklerine ilişkin usul ve esasların" yönetmelikle belirlenmesi kararlaştırılmıştır. Ancak, 16 Aralık 2010 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan "Yapı Müteahhitlerinin Kayıtları ile Şantiye Şefleri ve Yetki Belgeli Ustalar Hakkında Yönetmelik", yapıların bundan sonra bir müteahhitçe yapılması zorunluluğunu getirmekle birlikte, müteahhitlikle ilgili kriterlerinin hiçbiri yönetmelikte yer almamıştır.

Söz konusu yönetmeliğin 10. maddesinde "şantiye şefliği" düzenlenmektedir. Ancak şantiye şefi; şantiyede sürekli bulunması gerekmeyen, 5 ayrı müteahhidin 5 ayrı inşaatında aynı anda görev alabilen, mühendis veya mimar olmasına bile gerek duyulmayan, sonuç olarak kâğıt üzerinde imzası alınan, "olmasa da olur" biçimindeki bir eleman haline indirgenmiştir. Ayrıca, iş güvenliğinden sorumlu mühendis görevi de şantiye şeflerine yüklenmiş ve son günlerde sık sık karşımıza çıkan iş kazalarında görüldüğü gibi zaten sorunlu olan iş güvenliği alanı bir kez daha ihmal edilmiştir.

Tüm bunların, mevcut özel yapı müteahhitlerini "üzmemek" için yapıldığı açıktır. Bayındırlık ve İskân Bakanlığı, görünür biçimde çifte standart uygulamaktadır. Kamu yapılarının inşasını yüklenen müteahhitlere, şantiye şefinin altında görev yapan mimar, elektrik, makine ve inşaat mühendisliği vb. uzmanlık dallarından oluşan bir teknik kadro şart koşulurken, özel yapı müteahhitlerinden aynı teknik kadro istenmemektedir. Yine benzer biçimde, sırf "denetim faaliyeti" için yapı denetim kuruluşlarına sayfalar dolusu kurallar getirip, çeşitli uzmanlıklarda mühendis ve mimar istihdamı istenirken; Binayı bizzat inşa etme sorumluluğunu yüklenen özel yapı müteahhitlerinden ise bu düzeyde bir teknik eleman kadrosu yerine, formalite gereği tek bir şantiye şefi istenmektedir.

Bu yönetmelikte ayrıca 2. derecedeki teknik elemanların yetkileri, mühendis ve mimarların mevcut yetkilerini paylaşacak biçimde genişletilmiş ve 5 katı ve 2000 m2'yi geçmeyen yapılarda teknik öğretmenlerin, 1500 m2'yi geçmeyenlerde ise teknikerlerin şantiye şefliği yapabilmesine olanak tanınmıştır.

Böyle bir uygulama; yapıdaki teknik hizmet niteliğinin, var olanın gerisine düşürülmesi demektir. Oysa ülkemizde binlerce mimar ve mühendis, kendi istihdam alanında çalışmak üzere boşta beklemektedir.

Bu durumda yapılması gereken; mevcut müteahhitlik sistemini korumak olmamalıdır. Doğru olan; yapı üretim faaliyetindeki teknik hizmet payının ciddi biçimde arttırılmasıdır.

Bu bağlamda; özel yapılarda da müteahhitlik kurumsallaşmalı ve kamu inşaatlarında olduğu gibi mühendis, mimar ve teknikerlerin de istihdam edileceği bir statüye kavuşturulmalıdır.

Bu nedenlerle; söz konusu yönetmeliğin, 1, 2, ve 5'inci maddeleri ile 10. maddesinin 1, 2, 5, 14 ve 15 fıkralarının ve 12. fıkrasında geçen "binanın kullanım amacına uygun olarak" ibaresi ile mühendis veya mimar arasındaki "veya" ibaresinin iptali ve yürütmesinin durdurulması istemiyle yargıya başvurduk.

Mehmet Soğancı
TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı